| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Arkadaşları |
|
|
|
|
|
|
|
|
| Son Yazdığı Günlük |
Resulullah (a.s.m.) ashabıyla mescitte idi. O esnada bir adam geldi ve: – Ey Allah’ın Resulü, ben bir günah işledim, bana cezasını ver, dedi. Resulullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtü Vesselâm yine sustu. Derken namaz vakti girdi ve namaz kılındı. Resulullah (a.s.m.) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü. Efendimizin (a.s.m.) vereceği cevabı merak eden Ebu Ümâme (r.a.) de adamı takip etti. Efendimiz adama: – Evinden çıkınca güzelce abdest almış mıydın, diye sordu. Adam: – Evet, ey Allah’ın Resulü, dedi.Bunun üzerine Efendimiz: – Sonra da bizimle namaz kıldın mı, buyurdu. Adam: – Evet ey Allah’ın Resulü, diye cevap verince, Efendimiz: – Öyleyse Allah Teâlâ Hazretleri günahını affetti, müjdesini verdi. Çok secdeyle bana yardım et” Hz. Peygamber’in (a.s.m.) hizmetçisi olan Rebia bin Ka’b, geceleri Peygamberimizle (a.s.m.) birlikte kalır, onun abdest suyunu hazırlar ve diğer isteklerini karşılardı. Bir gün Efendimiz ona: – Benden bir şey iste, buyurdu. O da bütün Müslümanların en büyük arzularından biri olan şu isteğini dile getirdi: – Cennette seninle beraber olmak istiyorum. Peygamber Efendimiz de ona: – Başka bir isteğin yok mu, diye sordu. – Hayır, yok. Sadece bunu istiyorum, dedi. Bunun üzerine ona şöyle buyurdu: – Öyleyse, sık sık secde ederek, kendi hesabına, bana yardımcı ol. Bedir Savaşı’nda cemaatle namaz Namaz kılmak o kadar önemlidir ki, eğer imkân varsa savaşta bile namazı terk etmemek gerekir. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.) ve güzide sahabeleri Bedir Savaşı’nın en çetin anında bile cemaatle namaz kılmışlardı. Müşrik ordusu Müslümanlardan üç kattan daha fazlaydı. Tam bir ölüm kalım mücadelesi veriliyordu. Ama Allah Resulü ve ashabı canlarını kurtarmaktan ziyade, Allah’ın huzurunda yan yana, omuz omuza namaz kılmayı seçmişlerdi.Yarısı namaz kılarken diğerleri savaşmış, namaz kılanlar savaşırken diğerleri namazlarını cemaatle eda etmişlerdi. Bu husus, Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır: “Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silâhlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.” (Nisa Sûresi, 102) Müslümanların bir kısmı namazdayken bir kişiye altı düşman düşüyordu. Buna rağmen Müslümanlar mağlûp olmamışlar, kesin bir zafer kazanmışlardı. Namazı engelleyemedi İslâmiyetin ilk zamanlarıydı . Müşrikler tarafından Müslümanlara büyük ezalar ve cefalarda bulunuluyordu. İslâm’ın ilk anlarından beri hep karşı çıkan ve özellikle güçsüz Müslümanlara var gücüyle düşmanlık edip onları ezen, hatta şehit eden Ebu Cehil ve müşrikler hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Eziyet için fırsat kollayan Ebu Cehil yine içi kin dolu bir hâldeyken Kureyşlilere şu soruyu sordu: – Muhammed siz varken de ellerini yere koyup Allah’a secde ediyor mu? Kureyşliler de ona: – Evet, dediler. Ebu Cehil: – Lat ve Uzza’ya yemin ederim ki, eğer onu bu şekilde ibadet ederken görürsem ensesine ayağımı basarak yüzünü yere sürteceğim, demişti. Bir gün Resulullah namaz kılıyordu. Ebu Cehil, ettiği yemini yerine getirmek için Efendimize (a.s.m.) doğru yöneldi. İçi kinle dolu, kendinden emin ve gururlu bir şekilde ettiği yemini yerine getirmek için Efendimizin (a.s.m.) boynuna basmak isterken birden bire herkes onun geri çekildiğini gördü. Ebu Cehil’e: – Ne oluyor, diye sordular. Ebu Cehil hâlâ olayın etkisinde ve korkarak şu cevabı verdi: – Benimle onun arasında bir ateş hendeği vardı. Bazı kanatlar da gördüm. Bu olaydan sonra Allah’ın Resulü (a.s.m.) şöyle buyurdu: – Eğer yanıma gelseydi melekler onu parçalayacaktı. *** Yine Ebu Cehil’in kabilesinden olan Velid ibni Muğire, Re sul-i Ekrem’e (a.s.m.) vurmak için bir taşı alıp, secdedeyken yanına gitti. Birden gözleri kapandı. Efendimizi (a.s.m.) Mescid-i Haram’da göremedi. Sonra geri döndü. Geri döndü­ğünde onu gönderenleri de göremiyordu, ama sadece seslerini işitebiliyordu. Efendimiz (a.s.m.) namazını bitirinceye kadar gözleri bu şekilde kaldı. Ne zaman Efendimiz (a.s.m.) namazını bitirdi, onun da gözleri açıldı. Aceleyle kılınan namaz, namaz sayılmaz Peygamberimiz (a.s.m.), itinasız kılınan namazı, namaz saymazdı. Bir gün gelişigüzel namaz kılan bir kimseye: – Dön de, namazını yeni baştan kıl. Çünkü sen namazı kılmış olmadın, dedi. Adam dönüp yine eskisi gibi kıldı. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) yine ona: – Dön, yeni baştan kıl. Çünkü sen namazı kılmış olmadın, diye buyurdu ve bu ihtar üç defa vuku buldu. En sonunda adam: – Seni hak din ve kitapla gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben bundan başka türlüsünü bilmiyorum, bana doğrusunu öğret, dedi. Bunun üzerine Efendimiz (a.s.m.): – Namaza duracağın zaman tekbir al. Sonra ne kadar kolayına gelirse, o kadar Kur’ân oku. Arkasından rükûa varıp, mutmain [azaların yatışmış] oluncaya kadar dur. Sonra başını kaldırıp ayakta doğruluncaya kadar dur. Daha sonra, secdeye varıp mutmain oluncaya kadar kal. Sonra başını kaldırıp mutmain oluncaya kadar otur. Bunu namazın bütününde böylece yap, dedi. Tesbihatın önemi Muhacirlerin fakirleri Resulullah’a (a.s.m.) gelip dediler ki: – Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler… Resulullah da: – Ne hususta, diye buyurunca, muhacir fakirler: – Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyor; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz, dediler. Bunun üzerine Peygamber (a.s.m.): – Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizden geride, sizden aşağıda olanları geçebileceğiniz ve sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamayacağı bir şey öğreteyim mi, buyurdu. Muhacirlerin fakirleri: – Evet, öğret, ey Allah’ın Resulü, diye cevap verdiler. Peygamber Efendimiz de (a.s.m.): – Her namazın sonunda otuz üçer defa sübhânallah (Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim), elhamdülillah (hamd Allah’a mahsustur), Allahü Ekber (Allah en büyüktür) deyiniz, buyurdu. Muhacir fakirler, bir süre sonra Resulullah’a (a.s.m.) gelerek şöyle dediler: – Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da böyle yaptılar. Bunun üzerine Allah’ın Resulü şöyle buyurdu: – Bu, Allah’ın fazlıdır, dilediğine verir. Namazı engelleyenlere beddua Hendek Savaşı sırasında düşman çok yoğun bir şekilde Peygamber Efendimiz (a.s.m) ve ashabını ok yağmuruna tutmuştu. Efendimiz, üzerinde zırh, başında miğfer çadırının önünde duruyordu. Hz. Cabir (r.a.) o ânı şu şekilde anlatıyordu: – Müşrikler, o gün, bizimle durmadan çarpıştılar. Askerlerini takım takım ayırdılar. Halid bin Velid kumandasındaki büyük ve ağır bir fırkalarını Resulullah’ın (a.s.m.) bulunduğu yere yönelttiler. O gün, gecenin geç saatlerine kadar çarpıştılar. Ne Resulullah ve nede Müslümanlar yerlerinden bir an bile ayrılma imkân ve fırsatını bulamadılar. Çarpışma öylesine şiddetli devam ediyordu ki, Resul-i Kibriyâ Efendimiz, o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını bile vaktinde kılamamıştı. Kendisini çocuklara taşlatanlara ve çok kereler eziyet edenlere bile beddua etmeyen Kâinatın Efendisi, namazını engelleyenlere karşı beddua etmekten çekinmedi: – Onlar nasıl, güneş batıncaya kadar uğraştırıp, bizi namazımızdan alıkoydularsa, Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun, dedi. Daha sonra o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını ashabıyla birlikte kaza etti. Teheccüd, şeytanın düğümlerini çözer Hz. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmaktadır: – Sizin biriniz gece uyuyunca şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her düğüm atışında, “Önünde upuzun bir gece vardır, rahat uyu!” der. O kimse uyanıp Allah’ı zikrederse, bir düğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Namaz da kılarsa şeytanın attığı bütün düğümler çözülür. Artık o teheccüd sahibi, kötü düğümleri çözülmüş, dinç ve neşe içinde sabaha çıkar. Fakat kalkıp zikretmez ve abdest alıp namaz kılmazsa, gönlü kirli, tembel bir şekilde sabahlar... Cennetlik bir adam Necid ahalisinden saçı karmakarışık, fakir bir kimse, Resulullah’a (a.s.m.) geldi. Uzaktan sesi güçlükle işitiliyor, fakat ne söylediği anlaşılmıyordu. Nihayet yaklaştı. Meğer İslâm’ın ne olduğunu soruyormuş... Resulullah (a.s.m.) ona: – Bir gün bir gece içinde beş namaz, diye buyurdu. Adamcağız: – Bu namazlardan başka kılacağım namaz var mı, diye sordu. Resulullah: – Hayır! Olmayacak. Kendiliğinden nafile olarak namaz kılarsan o ayrı, cevabını verdi. Bundan sonra Resulullah (a.s.m.) ona: – Bir de ramazan orucu, dedi. Adamcağız yine: – Bundan başka oruç tutacak mıyım, diye sordu. Resulullah: – Hayır, olmayacak.Kendiliğinden nafile oruç tutarsan o ayrı, diye buyurdu. Resulullah (a.s.m.) ona zekâtı da söyledi. Adamcağız yine: – Üzerimde bundan başka sadaka olacak mı, diye sordu. Resulullah (a.s.m.): – Hayır, olmayacak. Kendiliğinden sadaka verirsen o ayrı, diye buyurdu. Bunun üzerine Necidli fakir: – Vallahi bundan ne fazla ne de eksik bir şey yapacağım, diyerek arkasını dönüp gitti. Resulullah da (a.s.m.): – Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu gitti! Cennetlik bir adam görmek isteyen şu adama baksın, buyurdu. Namaz hidayetine sebep oldu Peygamber Efendimizin (a.s.m.) amcasının oğlu olan Hz. Ali (r.a.), “Allah’ın Aslanı” lâkabıyla da anılırdı. Hz. Ali’nin annesi, Peygamber Efendimize kendi çocuğu gibi bakan Fatıma binti Esed’dir. Hz. Ali, Müslümanlığı kabul eden ilk çocuktur. Bir gün Peygamber Efendimiz ve eşi Hz. Hatice’yi namaz kılarken gördü. Onları hayran hayran izledi. Şimdiye kadar hiç böyle bir şey görmemişti. Namaz bitince: – Bu yaptığınız nedir, diye sordu. Peygamber Efendimiz (a.s.m.): – Ey Ali, bu Allah’ın seçtiği, beğendiği dindir. Seni bir olan Allah’a iman etmeye çağırıyorum. İnsana fayda ve zararı dokunmayan putlara tapmaktan sakındırıyorum, buyurdu. Bir an için duraklayan Hz. Ali: – Bu, benim bu zamana kadar duyup işitmediğim bir şey. Babamın iznini almadan bir şey yapamam, diye konuştu. O gün kimseye bu meseleyi açmadı. Geceyi düşünerek geçirdi. Şafak aydınlığıyla birlikte kalbine bir ışık doğdu. Doğruca Resulullah’ın (a.s.m.) huzuruna vardı, şöyle konuştu: – Allah beni yaratırken babam Ebu Talib’e sormadı. Ben neden Allah’a iman edip ibadet etmek için gidip ona danışıp iznini alayım? Böylece ilk Müslüman çocuk olma şerefini aldı. |
||
| Yorum yazmak için tıklayın | ||
| Arkadaşlarının Yorumları |
|
lennn torun deden geldı |
|||
|
Benim biricik kardeşim dostum dert ortağım sen benim canımdan can oldun bu sanal dedikleri yerden senin gibi bir kardeşe sahip oldum. O kadar zor günler geçirdimki yanımda bir tek sen vardın ağladığımdada yanımdaydın güldüğümdede hani derlerya sen allahın bana bir lütfusun aynen öyle sen bana rabbimin bir armağanısın en dar zamanımda karşıma çıkan bana ışık olan bir melek binlerce kes şükür olsun senin gibi bir dostum kardeşim olduğu için kaç yıl oldu yanyanayız dilerim bu ebediyete kadar sürer ne olursa olsun kardeşimsin öz kardeşim gibi oldun hayat ne gösterirse göstersin yollarımız dahi ayrılsa (ki böyle birşeye izin vermem )ben hep senin yanındayım bunu unutma canımsın kardeşimsin kocaman öpüyorum seni çatlakımmmmm benim mcx.... |
||||||||
|
sende olesin benim icin benim canimm arkadasimm senin sayende cok seyy ogrendimm allah razii olsunn sende YUCE RABBIM SENINDEE SEVDIKLERININDE YUZUNU HEPP GULDURSUNNN HEPPP MUTLUUU OLLL INSALLAHHHHH |
||||||||
|
SÖYLE HADİ SÖYLE KİM DAHA ÇOK SEVİYOR=)))
cenk yerine sevemem biliyorsun dımı şekerim |
||||||||
|
TAMAM ABİSİ.BENİ BİR KELİMEYLE ANLAT.TM. SEN ALLAHİN EN SEVDİYİ KULUSUN BUNA BEN EMİNİM. ALLAH GONLUNE GORE VERSİN.İNS |
||||||||
|
|